CHP SİNOP MİLLETVEKİLİ ENGİN ALTAY'IN 2010 YILI MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI BÜTÇESİ ÜZERİDNE YAPTIĞI KONUŞMA ( 20.12.2009)

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına birinci konuşmacı Engin Altay, Sinop Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Altay.

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yedi yıllık iktidarınız sonunda bilimden, hukuktan, pedagojiden, nitelikten, erişimden, başarıdan hızla uzaklaşarak bir sorunlar yumağına dönüşen Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce burada iktidar partisi adına konuşan 8 sayın hatibin tümü de bütçenin büyüklüğünden ve ihtişamından söz etti. Sizin "büyük" diye övündüğünüz bu bütçe, cumhuriyet tarihinin belki de en güdük, en küçük yatırım bütçesine sahip bir Millî Eğitim Bakanlığı bütçesidir.

Millî Eğitim Bakanlığı yatırım bütçesinin konsolide bütçe yatırımlara oranının kaç olduğunu biliyor musunuz? Sadece ve sadece yüzde 9,3. Türkiye'yi devraldığınız 2002 yılında bu oran kaçtı biliyor musunuz? Yüzde 22,4. Sayın Başbakan, 14 Aralıkta, burada "millî eğitim yatırımlarında yüzde 278 artış sağladık" diyor. Şimdi, yukarıda Allah var, sizin bu döneminizde, bu 2010 bütçenizde -sekiz senede, yedi yıllık iktidarınızda- yüzde 209 yatırım azalması vardır. Bu kürsüler millete yanlış bilgi verme kürsüleri değildir. Rica ederim, gerçekleri konuşalım, millete eksik ve yanlış bilgi vermeyelim.

Çok övünüyorsunuz bu bütçenin büyüklüğüyle. OECD ortalaması yüzde 5,5. Gayrisafi yurt içi hasılaya millî eğitim bütçesinin oranının OECD ortalaması yüzde 5,5'tur. UNESCO 6 teklif ediyor, makulü bu diyor Türkiye için. Sizinki kaç? 2,7. Allah aşkına, bunun neyiyle övünüyorsunuz!

Gerçekleşmelere baktığınızda: 2008 kesin hesabını da burada oylayacağız. Sayın milletvekilleri, 22,9'a burada bağladığınız Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin 20,2'yle kapandığını ve yüzde eksi 12'lik bir gerçekleşme sağlandığını ve bu yüzde eksi 12'nin sadece 2008 yılındaki yatırım bütçenizin 2 katı olduğunu size hatırlatmayı bir görev sayıyorum.

Şimdi, bu büyük bütçeyle övünmeyin. Bununla övünerek bir yere varamazsınız. Kaldı ki övündüğünüz bu büyük bütçenin anne babaları nasıl etkilediğine bir bakalım.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de yapılan eğitim harcamalarının yüzde 37'sini aileler ve gönüllüler karşılıyor. Siz, başta Sayın Başbakan "927 milyon kitap dağıttık" diye övünebilirsiniz ama bir ilköğretim okuluna öğrencisini yollayan anne babanın yirmi altı tür eğitim harcaması yaptığını, kayıt parası başta olmak üzere, bu zor şartlarda, zor ekonomik şartlarda hangi cambazlıklarla hangi mucizeler yaratarak, çocuğunu okula gönderdiğini de size hatırlatmayı ve bu konuyu vicdani bir şekilde düşünmenizi tavsiye etmek zorundayım. Hep övündüğünüz, selefinizin ve Sayın Başbakanın övündüğü şu 130 bin derslik işi tam bir fiyaskodur, tam bir aldatmacadır. Millî Eğitim istatistikleri burada, sizde de var. Bu, 2008-2009; bunun 2002-2003'ü de var. Bir onu alın, bir bunu alın, bakın ve Türkiye'de gerçekten 132 bin derslik yapılmadığını görürsünüz.

Sayın milletvekilleri, öyle olsaydı... İstanbul'da bugün itibarıyla derslik başına düşen öğrenci sayısı 45'tir. Devraldığınız 2002'de de bu sayı bundan çok fazla değildi, 48'di. 132 bin derslik yapacaksınız ve hâlâ derslik başına düşen öğrenciniz 45. Ben size daha vahim bir şey söyleyeyim: İstanbul'da okullarımızın yüzde kaçında ikili eğitim yapıldığı yani sabahçı-öğlenci eğitimi yapıldığı hakkında bir bilginiz var mı? Ben söyleyeyim: Yüzde 50 civarında. Bu ayıptır, bu doğru değildir, bu yanlıştır. Bunu, bu 132 bin dersliği Sayın Bakanın burada çıkıp beni ve kamuoyunu ikna edecek şekilde ispat etmeye çağırıyorum.

Şimdi, okullaşma oranlarıyla ilgili de hep söylüyorsunuz ama bir kayıp-kaçaktan söz ettim geçen Plan Bütçede. Biz, enerjide kayıp-kaçağı biliyoruz, hazineden kayıp-kaçakları biliyoruz, eğitim
sistemimizde bir kayıp-kaçak var. Bakın, 2001-2002 eğitim-öğretim yılında birinci sınıfa yani sisteme 1 milyon 293 bin öğrenci girmiş. İlköğretimde kalma yok, sınıf tekrarı yok. O vakit, 2008-2009 eğitim-öğretim yılında 1 milyon 293 bin çıktı olması lazım. Sizin çıktınız, 1 milyon 193 bin. Ben şimdi... Sayın Bakan, sizi tenzih ederim, siz bir enkaz devraldınız ama yedi yıldaki bu 100 bin kayıp çocuğun hesabını vermek de bu Hükûmetin görevidir. Bu 100 bin çocuk nerede? Çok övünüyorsunuz ama biliniz ki ilköğretimde çağ nüfusunun yüzde 3,5'u zorunlu eğitim dışında, sistemin dışında. Dört beş yaşındaki okul öncesi yaş grubu çocuklarımıza ikili eğitim, pardon ikili öğretim yaptırmak hangi pedagojik yaklaşımla açıklanabilir? Anaokulunda ikili öğretim olur mu sayın milletvekilleri? İstatistikleri yüksek tutacağız diye anaokulunda ikili öğretim yapmak hangi eğitim bilimiyle, hangi yaklaşımla açıklanabilir?

Öğretmenleri sistemden soğuttunuz. Daha geçen ay, burada 10 bin öğretmen alacağız dedik. O zaman da söyledik, bunun 9.820'sini aldınız, 6.120'si zaten sistem içindeki öğretmenler, sözleşmeli öğretmenler. Sistem dışında bekleyen 200 bin öğretmen için bu Meclis hâlâ bunları seyretmeye, bu trajik durumu seyretmeye devam mı edecek? Sistem içindeki öğretmenlerin yüzde 30'u ek iş yapıyor.

Sayın Bakan, SBS Değerlendirme Genelgesi'yle öğretmenleri incittiniz. Ek ders ücretlerinde sözünüzü tutmadınız. Sözleşmeli öğretmenlere kadro vermediniz, sözünüzde durmadınız. Yönetici Atama Yönetmeliği çıkardınız, sınav yaptınız ama Antalya'nın Kaş ilçesinde yirmi üç okulun yirmi üçünün müdürü de yandaş sendikanıza üye yöneticilerden yapılmıştır. Eğitime böyle yaklaşılırsa bu eğitimden doğru çıktı alınabilir mi? Eğitimde nitelik düşüşünde cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdınız. Her yıl 30-40 bin öğrenci sınavlarda sıfır çekiyor. Bu kabul edilebilir mi?

Bakın, ben size bir fen bilgisi ortalaması söyleyeyim. Millî eğitim sistemimizde fen bilgisinde durum şudur: Öğrencilerin 6,5'u iyi -eyvallah- 10,5'u orta, 88'i zayıf. Bunun ters olması lazım, 88'in iyi, 10,5'un orta, 6,5'un zayıf olması lazım. Yani, sıfır kalite bir millî eğitim sistemi kucağınızdadır Sayın Bakan.

Şimdi, ilköğretimde birinci sınıf öğrencilerimizin yüzde 59'u dinlediğini anlamıyor. İkinci sınıf öğrencilerimizin de yüzde 31'i okuduğunu anlamıyor. Bu Millî Eğitim Bakanlığı niye var?
Sayın milletvekilleri, uluslararası değerlendirmelerde dökülüyoruz. OECD ülkelerinde son sıradayız. Hızla gelişen cumhuriyetimizle övünüyoruz, elbette hep övüneceğiz. Ama günde yüz elli kelimeyle konuşan bir nesil yetiştiriyor AKP'nin millî eğitim politikası. Bu kabul edilebilir mi? Günde yüz elli kelimeyle hayatını idame ettiren bir nesil yetişen ülkenin muasır medeniyete ulaşması mümkün müdür?

Rehberlik hizmetleri bakımından gerçekten perişan bir tablo içindeyiz. Bunu siz de kabul ediyorsunuz ama acil tedbirler yok. Bu da neyi getiriyor? Okul deyince akla şiddet geliyor, argo geliyor, kaos ve kargaşa ortamı geliyor. Çok acil bir eylem planı yapmaya sizi davet ediyorum bir eğitimci olarak.

Bir bakanlıkta iki farklı yönetim anlayışı kabul edilemez. Bakanlığınızın Başbakanlıkta bekleyen yirmi beş kararnamesinin bekletilme sebebi nedir? Bu Bakanlığın patronu siz misiniz yoksa selefiniz midir? Bakanlığınızın kararnamelerinin Başbakanlıkta bekletilmesi, partiniz içindeki güç odaklarının çatışmasının su üstüne çıkmasının çok açık bir işaretidir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; eğitimde fırsat eşitsizliği konusunda tavan yaptınız. Bir Talim Terbiye Kurulu başkanı Ankara'da, Ankara ilinde aynı türde programda iki okul arasında 85 kat
nitelik farkından söz ediyor. Bu kadar açık nitelik farkı varken, ruhen doğru olmakla birlikte, e-kayıt sistemiyle anne-babalara zorunlu ikamet değişikliği yaptırıyorsunuz.
Bakın, şimdi Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'de ne moda biliyor musunuz? Ne moda, ne revaçta? SBS'de başarılı okulların karşısında, başarılı okul manzaralı ev satan emlakçılık moda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Altay, lütfen tamamlayınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Böyle bir eğitim anlayışı olabilir mi? Emlakçılar artık bu işle geçiniyor.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; boş kontenjanlar da ayrı bir sorundur. Anadolu liselerinde 5 bin, üniversitelerde 110 bin boş kontenjan demek, binlerce ailenin umutlarıyla oynamak demektir, binlerce öğrencinin geleceğini karartmak demektir.
Hükûmetinizin domuz gribi politikası, anne, baba ve çocukların psikolojisini bozmuştur. Sizin, kapsama alanınızdaki 20 milyon öğrencinin tümünün sağlığından da sorumlu olduğunuzu unutmayın.
Okullarımızdaki destek personeli sorunu yedi yıllık iktidarınızın hiç bakmadığı bir sorundur. 600 öğrencili bir okulu 2 destek personeline verirseniz, o okulda hijyenden bahsedemeyiz. En geri Afrika kabile devletlerindeki okullar bile Türkiye'nin okullarından daha temizdir, daha hijyendir!

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) - İftira ediyorsunuz, iftira... Çamur atıyorsunuz.

ENGİN Altay (Devamla) - Bu anlayış içinde -sürem doldu, konuşacağım çok şeyler var, başka zaman bunları da değerlendireceğiz- Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyorum ama çok hayırlı olmayacağını şimdiden belirtmek istiyorum, öyle görüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -
Sayın Altay, teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Devamla) -
Umuyorum bu sorunlar çözülecektir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)


[ Ana Sayfa ]   [ Engin Altay Kimdir? ]   [ Basinda Engin Altay ]   [ TBMM Faaliyetleri  ]   [ Sinop CHP Örgütü ]   [ Sinop Hakkinda ]  
[ Fotograf Galerisi  ]   [  Videolar ]   [  Iletisim ]   [  Tasarım : GTECH ]