01 Aralık 2005 Perşembe
MİLLİ EĞİTİM İLE İLGİLİ YASA GÖRÜŞMELERİ
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Sinop Milletvekili Engin Altay. (CHP sıralarından alkışlar)
Sayın Altay, şahsınıza ait olan süreyi birleştiremiyorum; çünkü, Sayın
Sarıbaş'ın söz talebi var.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli mesai arkadaşlarım; 1009 sıra sayılı kanun tasarısının 2
nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım, Yüce Heyeti
saygıyla selamlıyorum.
Millî Eğitim Bakanlığı, yıllardan beri, kuruluşu teşkilat yasası gereği,
Türkiye'nin en hantal, en gereğinden fazla büyük ölçekli bakanlıklarından
biridir. 16 tane genel müdürlüğü olan başka bakanlık sanıyorum yoktur. Toplam 40
tane ciddî ana birimi olan bir kuruluş ve bu kuruluşlar arasında da ciddî bir
görev ve yetki kargaşasını iç bünyesinde barındırmaktadır. Öyle ki, her okul
türü için Millî Eğitim Bakanlığında bir genel müdürlük ihdas edilmiştir. Şimdi,
biraz önce, Millî Eğitim Komisyonunda Sayın Bakan da bu konuyla ilgili
şikâyetini belirtmişti.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuya geçmeden önce, Sayın Başkanın
izniyle, bir hususla ilgili kısa bir açıklama yapmak istiyorum. Bugün saat 10.00
itibariyle, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yeni kurulacak
üniversiteleri görüştük. Yaklaşık 6,5-7 saat süren bir ciddî çalışma yapıldı ve
maalesef, bu çalışma esnasında bazı iller sevinirken, bazı iller, hak eden
birçok il gerçekten büyük bir üzüntü yaşıyor bu saat itibariyle. Seçim bölgem
olan Sinop'ta, şu anda AKP İktidarının 15 ili kapsayan tasarıda Sinop'u bu
tasarı dışında tutmasını bir türlü kabullenemiyor. Nasıl da kabullensin ki?!
Kastamonu, Düzce, Rize, Giresun, Çorum, Ordu, Amasya; bu illerimizin hepsi
Karadeniz Bölgemizin güzel ve güzide illeridir. Bu illerimizin hepsi de bugün
biraz önce komisyondan geçen şekliyle bu üniversiteleri hak etmişlerdir. Hayırlı
olsun.
Bununla beraber, Karadeniz Bölgesinde olmayan ve bugün itibariyle
üniversitelerine kavuşmuş sayabileceğimiz diğer illerimize de üniversiteleri
hayırlı olsun diyorum.
Ancak, gerek kriterler itibariyle gerek YÖK'ün görüşü itibariyle Sinop İlinin,
ben, bu 15 il içerisinde mutlaka hakkıyla olduğu kanaatindeyim. Bu konuda ne
oldu, nasıl oldu bilmiyorum; ama, Sinop İline İktidarınızca bir büyük haksızlık
yapıldığını düşünüyorum ve Sinop halkının duygularını burada size naklediyorum:
Sinopluları üzdünüz, Sinop'u üzdünüz ve bu üzüntü öyle çok çabuk affedilecek
türde bir üzüntü değildir. Yüce Heyetinizin bilgisine sunuyorum.
Değerli arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığına devredilecek okullarla ilgili dün
görüşmelere başladık ve dünden beri görüşüyoruz. Dün, Sayın Hacı Biner burada
konuşurken ben yoksa öğretmen değil miyim diye düşündüm. Öyle güzel, öyle
muhteşem bir tablo çizdi ki, yani, ben başka bir Türkiye'de yaşadığımı
zannettim.
Biz, rakamları ezbere konuşmuyoruz. Tabiî ki, Bakan ve Bakanlık yetkilileri de
ezbere konuşmuyor; ama, İktidar Partisinin değerli milletvekilleri, hepinizin
seçim bölgesinde okul var, hepinizin seçim bölgesinde öğrenci var, öğretmen var.
Bakın, şu 2006 programı da hepinizin odasında var. Size, acizane tavsiye
ediyorum beyler, 137 nci sayfadan itibaren 5-6 sayfalık bir eğitim bölümü var
burada. Burayı açın okuyun. Burada, iyiye dönük, iyileşmeye dönük bir satır
bulabilirseniz, ne güzel; ama, yok. Yani, okullaşma oranı öyleydi, böyleydi…
Sayın Bakan diyor ki: "İşte, bir çocuk, bir ilin (A) ilçesinde yazılmış, sonra
(B) ilçesine gitmiş." Yahu, şimdi, Türkiye'de, çağ nüfusu Devlet İstatistik
Enstitüsünde total olarak belli değil mi; belli. Millî Eğitim Bakanlığında,
ilköğretimdeki, ortaöğretimdeki ve okulöncesi öğretimdeki öğrenci sayıları da
total olarak belli değil mi; belli. Bunu geçen sene de tartışmıştık; gene, iki
gündür bunu tartışıyoruz.
Değerli arkadaşlar, ben, size, bu kitaptan -bu, Resmî Gazetedir; bunun üstünde
daha resmî, yetkili basılmış bir şey de yok- bir şey okuyacağım. 2006 Yılı
Programında "ilköğretime geç kayıtlar ve erken terkler, okullaşma oranının
artmayışının başlıca sebebi. Hiç okula gitmeyen çocukların yüzde 72,2'sini kız
çocukları oluşturuyor" deniliyor. Kim söylüyor; Resmî Gazete söylüyor. Siz ne
söylüyorsunuz; bambaşka şeyler; çocuk oradaymış da, buradaymış da…
Şimdi, büyük debdebeyle, şaşaayla, Sayın Başbakan ve Bakan "Haydi Kızlar Okula"
diye bir kampanya başlattı. Ne oldu?
EYÜP AYAR (Kocaeli) - Okula gittiler.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Nerede kızlar?
EYÜP AYAR (Kocaeli) - Okulda.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Kardeşim, gel, Resmî Gazeteye bak, öyle konuş. Kızlar
okulda falan değil, kızlar dışarıda.
Değerli arkadaşlar, her ilçeye, Türkiye'nin 850 ilçesine, güzel, birinci sınıf
pankart yazdınız "1 Yılda 1001 Okul" diye; araştırdım, Türkiye'nin her ilçesine
de asmışsınız. Şimdi, iyi de, 1 yılda 1001 okul yaptınız. 1001 okul az bir sayı
değil. Derslik başına düşen öğrenci sayısı 2003-2004'te 38, 2004-2005'te 37.
Yani, nedir, nasıl olmuş, nerede bu 1001 okul?!
EYÜP AYAR (Kocaeli) - Artıyor…
ENGİN ALTAY (Devamla) - Bana Millî Eğitim Bakanı gelsin, burada, 1001 tane okulu
söylesin. Nasıl olmuş, nasıl açılmış ya da bu okulları deprem mi yutmuş?!. Böyle
şey olmaz değerli arkadaşlar!
Eğitim, ciddî bir iştir. Türkiye, bir büyük eğitim zafiyeti içindedir.
Bakın, ben size iki şikâyet söyleyeceğim. Sayın Bakan, Sinop Fen Lisesinde
yaşanan bir olay ve Türkiye'de birçok yatılı okulda da yaşanıyor. Bir kız çocuğu
babasını arıyor, feryat ediyor, bunalıma girmiş "beni buradan alın" diyor. Niye
diyor; çocuğu sabah 3'te, 4'te kaldırıyorlar "kalk namaz kılacaksın…" Türkiye'de
kimse Cenabı Allah'ın tahsildarlığını yapmaya kalkmasın beyler! Laik çağdaş
Türkiye Cumhuriyetinin okullarında, yatılı okullarında 12-13 yaşındaki kızı, kız
çocuğunu, kimsenin, gecenin 3'ünde, sabahın 5'inde kaldırıp namaz kılmaya
zorlaması bir kere günahtır.
MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - İstismar etmeyelim.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Ankara Demetevler 12 nci sokaktan bir örnek vereyim. Yer
Ankara, Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti. Semt Demetevler, cadde 12 nci Cadde.
Kreşin ismini vermiyorum. Bu kreşe giden 4 yaşındaki çocuk, eve gidiyor "anne
sen ne yapıyorsun, televizyon seyretmek günah" diyor. Bu mu çağdaş Türkiye
Cumhuriyetinin eğitim anlayışı? Bunlara dikkat edin. Ben, hepiniz böyle
düşünüyorsunuz demiyorum; ama, Türkiye'de böyle olaylar var. Lütfen, Sayın
Bakanı ve iktidar partisinin saygıdeğer milletvekillerini uyarıyorum. Türkiye
Cumhuriyetinin, laik, çağdaş demokratik yapısı, dokusuyla kimse oynamaya
kalkmasın. Yerinizden laf atmakla olmuyor, bir sürü örnek olay var elimizde.
Bunlara, fırsat buldukça tek tek değineceğiz.
Değerli arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığı, ihale, katsayı, türban üçgenine
kilitlenmiştir. Millî Eğitim Bakanlığının bu üçgenden kendini dışarı atması
lazım. Adı üzerinde… Millî ulusal eğitim sistemimizle ilgili, daha sağlıklı,
daha doğru dürüst işler yapması lazım.
Şimdi bakın, uzman öğretmenlik, başöğretmenlik sistemi getirdiniz. Komisyonda ve
burada bu konuyla ilgili gördüğümüz aksaklıkları size söyledik. 10 Ekim 2005'te
Sinop Milletvekili Engin Altay bir önerge vermiş; 1 inci sorusunda demiş ki:
"Uzman öğretmenlik sınavına ön lisans mezunu öğretmenlerin girmemesinden ne
amaçlanmıştır? Öğretmenlikte asıl olan liyakattır. Türk milli eğitim sistemi
içerisinde bulunan ön lisans mezunu yaklaşık 200 000 öğretmenimizin büyük kısmı
15 yılın üstünde meslek tecrübesi ve liyakate sahipken, iki yıl daha fazla
eğitim alanların tercih edilmesi, eğitim bilimlerinin ve öğretim tekniklerinin
hangi yaklaşımıyla açıklanabilir?"
Biz bunu 10 Ekimde vermişiz: 25 Kasımda da Danıştay tokat gibi şamarı vurmuş
uygulamaya. Demiş ki, bunu yapamazsın, bu birçok bakımdan sakıncalı.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
Sayın Başkan, bitiriyorum.
BAŞKAN - Sayın Altay, size 1 dakikalık süre vereyim; daha sonra şahsınız adına
da tekrar söz vereceğim size.
ENGİN ALTAY (Devamla) - Bizim, kulakları çınlasın, bir lise müdürümüz vardı
Cevdet Özdoğru. Her pazartesi içtimada, toplardı bizi, ellerini de böyle arkaya
atardı "aksayan yönleriniz var" derdi ve her pazartesi 15-10 dakika konuşurdu. O
konuşurdu, biz o gençlik çağları içinde bildiğimizi yapardık ve şimdiden diyorum
ki, keşke onu biraz dinleseydik! Keşke dinleseydik !
Biz de burada üç yıldır Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekilleri olarak
size ve hükümete diyoruz ki, aksayan yönler var, kötü giden şeyler var, bazı
şeylerden ülke rahatsız, millet rahatsız, anayasal kuruluşlar rahatsız, bu
konuda biraz daha derli toplu olmaya, makul olmaya sizi davet ediyoruz, bir
türlü anlamıyor musunuz.
Sürem bitiyor; biz söylemeye devam edeceğiz. Biraz sonra tekrar huzurunuzda
olacağım.
Saygılarımla.
(CHP sıralarlından alkışlar)
BAŞYKAN - Teşekkür ederim Sayın Altay.