03 Mart 2005 Perşembe
DENİZ KİRLİLİĞİ YASA TASARISI ÜZERİNDE
BAŞKAN - Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Sinop Milletvekili Engin Altay söz istemiştir.
Sayın Altay, buyurun. (Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 718 sıra sayılı Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde söz aldım.
Hemen belirtmekte fayda var ki, keşke bu komisyondaki görüşmelere katılabilseydim. Bu tasarının adı yanlış, içeriği eksik. Biz, her şeye rağmen, bu tasarıyı destekliyoruz; ancak, bu tasarıyı kulpsuz bir fincan gibi tasavvur ediyorum. Bunun önlem neresinde? Tasarının adında "önlem" kelimesi, ibare olarak yok. İçeriğinde de, önlemden daha ziyade, olan olduktan sonra yapılabilecek cezaî yaptırımlar, vesaireler var. Tabiî, Sayın Bakan da açıkladı, sigortasız gemileri sokmayacağız, etmeyeceğiz dedi; elbette ki bunlar olumlu şeyler. Çok da geç kalınmıştır; keşke bu kanun çok yıllar önce çıksaydı ve tatbik edilebilseydi de, üç tarafı denizlerle çevrili güzel ülkemizin denizleri bu halde olmasaydı.
Öyle anlaşılıyor ki, bir onbeş yirmi yıl sonra, özellikle Karadeniz'de denize girme girmeme konusunda insanlar ciddî bir tereddüt yaşayacak.
Değerli arkadaşlar, maddeye geçmeden önce -ki, bu da maddeyle ilgilidir- bir konuyu dikkatinize sunmak istiyorum: Türkiye, onyedi yıldır bir utanç ve skandalı yaşıyor. 1988 yılında, İtalya'dan Romanya'ya, oradan da Karadeniz'e, Karadeniz açıklarına bırakılan zehirli variller utancı, ayıbı halen çözülebilmiş değildir. Ben demiyorum ki, bu, iki yıllık AKP iktidarının ayıbıdır; ama, şunu söylüyorum: Bu, onyedi yıldır ülke olarak yaşadığımız bir ayıptır.
Bu konuda neler yapılmış: Milletvekilimiz Musa Uzunkaya, 2000 yılında bu varillerle ilgili bir önerge vermiş. Sayın Uzunkaya şimdi iktidar milletvekilidir. Umuyorum, muhalefet milletvekiliyken gösterdiği duyarlılığı, şimdi, iktidar milletvekiliyken de gösterecektir.
İzmit'teki İZAYDAŞ firması, o zamanki Çevre Bakanlığına 12 Şubat 2001'de, ben bunları imha edebilecek donanımı haizim demiş. 12 Şubat 2001.
27 Aralık 2003'te, Sinop Milletvekili Engin Altay, zamanın Çevre Bakanına bir önerge vermiş. Gelen cevap, elbette, bütün önergelerimizde olduğu gibi hiçbir şekilde bizi tatmin etmemiştir.
26 Şubat 2004'te, çok sayıda Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir Meclis araştırması önergesi vermiş. Bu önerge de henüz Genel Kurul gündemine maalesef, inemedi.
Sonra ne olmuş; 9-13 Aralık 2002 tarihlerinde, Cenevre'de Basel Konvansiyonunda, İtalyan heyeti, bu varillerin kendilerine ait olduğunu, bu konuyu Türkiye'yle görüşmeye hazır olduğunu söylemiş. Ne zaman; 9-13 Aralık 2002'de; yani, yaklaşık 2,5 yıl önce; ama, o günden bu yana da -ki, o dönemin sorumluluğu size aittir, hükümetinize aittir- çok ciddî bir girişim olmamış. İtalya demiş ki, efendim, bu konuda bir işbirliği, bir proje geliştirelim. Ne yapalım? Bizim, sizin Türkiye'ye bir katı atık, toksik atık imha tesisi kuralım, bunları da orada imha edelim demiş. Böyle şey olur mu? Hükümetin, İtalya'ya, önce bu pisliğini buradan al, sonra bu işi konuşuruz demesi lazım. Kaldı ki, İtalya Avrupa'nın ortasındadır. Bir şey yapacaksa, orada yapalım bunu, biz de ortak olalım, İtalya'da yapalım katı atık imha tesisini.
Biraz sonra, Sayın Bakana bu konuda bir dosya da sunacağım, belki Bakanlıkta vardır; ama, orada, çok ayrıntılı bilgiler var. Toksik atık pazarlığında, Türkiye'nin nasıl kurban edildiğiyle ilgili çok sayıda bilgi var.
Değerli arkadaşlar, ben, bugün, burada, gerek Sinop'ta gerek Samsun'da; ama, temel olarak, bakın, bu krokide de görüleceği üzere, Şile'den Ardeşen'e kadar, bütün Karadeniz sahillerine vuran bu zehirli varillerle ilgili, hükümetin, artık, bu utancı, bu ayıbı ortadan kaldıracağını, Sevgili Bakanımızdan burada duyarsam, çok memnun olacağım, bir Karadeniz çocuğu olarak.
Bakın, Sinop'un Soğuksu Köyünde ve Alaçam'da, depolanmış vaziyette toplam 350 varil var. Civar köylüler de, muhtarlar müştereken verdikleri dilekçelerle, bu varillerden duydukları çevresel ve psikolojik rahatsızlığı dile getiren çok sayıda başvuru yaptılar, Cumhurbaşkanlığından Meclis Başkanlığına kadar; ama, bu sorun, maalesef çözülemedi.
Bu vesileyle, buradan, hükümeti tekrar uyarmak istiyorum, rica ediyorum, gelin, Sinop'u, Alaçam'ı ve bütün Karadeniz sahillerini bu ayıptan kurtaralım. Türkiye, aciz bir ülke değildir. Türkiye, İtalya'nın pisliğini coğrafyasında barındıracak kadar aciz bir ülke olmamalıdır.
Bakın, işte, bu trafiğin, zehirli toksik atık pazarlığına kurban edilen Türkiye'nin krokisi. Variller İtalya'dan çıkıyor, Boğazlardan Romanya'ya. Niye Romanya'ya? Romanya'da bir paravan şirket var. Bu şirket, ben, bunları imha ederim diye İtalya'dan alıyor; ama, imha kapasitesi, kabiliyeti yok; gecenin bir yarısında getirip, bizim Sinop açıklarına atıveriyor. Buna, ülke olarak müdahale etmemiz lazım.
Özetle, bu konuyu, kanunla da ilgili olduğu için, tekrar, hem Yüce Meclisin bilgisine hem hükümetimizin dikkatine sunuyorum ve bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, Karadeniz Bölgesinin bir çocuğu olarak ve o bölgede yaşayan insanların içinde yaşadığı psikolojik durumu da bilen biri olarak, bu konuda hükümeti daha duyarlı olmaya davet ediyorum.
Değerli arkadaşlar, üzerinde konuştuğumuz kanun tasarısı, demin de söylediğim gibi, bizim de elbette destek verdiğimiz, ama eksik bulduğumuz bir tasarıdır.
Deniz çevresinin petrol ve zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlara müdahale ve zararların tazminini dizayn eden bir yasa tasarısı. Burada, bu kirliliği iki kategoride düşünmemiz ve ele almamız lazım. Bu kirliliğin, bir Türkiye dışı etmenleri, boyutu var; bir de, Türkiye içi etmenleri ve boyutu var. Bir kere, Türkiye içi etmenlerini ve boyutunu yasayla falan çözmemiz mümkün değildir. Türkiye'de yaşayan 70 milyon insanımızda bir çevre duyarlılığı ve bir çevre bilinci oluşturmak zorundayız. İnsanların şuuruna, bu çevre duyarlılığını, buradan 10 000 tane de yasa çıkarsanız da koyamazsınız. Bu bir eğitim sürecidir. Buradan, benden önceki hatipler de söyledi, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeki okullarda, haftada iki saatlik çevre dersleriyle falan bu işler olmaz. Burada, İktidara ve muhalefete, çok büyük ve önemli görevler düşmektedir. Hani bir söz vardır "ormanı bekçi değil sevgi korur" diye, çok doğru; yani, bu artık orman meselesini aştı, bir çevre sorunudur. Deniziyle, karasıyla, nehriyle, gölüyle, dağıyla, yaylasıyla, ovasıyla bir ciddî sorun vardır; dünyanın sorunudur, Türkiye'nin de sorunudur.
Gelişmiş Batı ülkeleri bu meseleyi aşmışlar. Her biriniz, çeşitli vesilelerle Avrupa'ya gitmişsinizdir; orada gördüğünüz çevre duyarlılığına ve gördüğümüz çevre şartlarına imrenmemek mümkün değildir. Bizlerin Türk Milleti olarak, bana göre onlardan eksiğimiz yok, fazlamız var; bizler, daha duygusal bir milletiz, daha duyarlı bir milletiz aslında. Parlamentomuz, bu konuda öncülük yapabilir; milletvekillerimiz, hükümet öncülük yapabilir; bu konuya böyle bakmamız lazım.
Türkiye dışı etmenler... Tabiî, bu, bizim esas görüştüğümüz yasa da, daha çok, bu, Türkiye dışı etmenlerle ilgilidir.
Değerli arkadaşlar, konuşan Akdeniz Bölgesi milletvekilleri dahil, bu kürsüde Karadenizden söz ettiler; doğrudur. Burada, niye bu arkadaşlarımız Karadenizden bahsetmektedir; Karadeniz, bir kapalı deniz gibi düşünülmekle beraber, boğazlar, Marmara Denizi ve Ege Denizi aracılığıyla Akdenizle bileşiktir aslında. Şimdi, Karadeniz, Türkiye balık üretiminin yüzde 70'ini karşılayan bir sahadır ve eskiden, mesela, Sinop'ta, sahilden, kenardan, oltayla millet lüfer, kefal tutarken, şimdi, dev balıkçı motorları, Karadenizin ortasında dönüp dönüp balık arıyor.
Şunu söyleyeme çalışıyorum değerli arkadaşlar, işin boğazlardaki tehlike yanı, petrol taşımacılığında kazalar ve sair, bunlar bir yana; bu, dış etmenler dediğimiz, Avrupa'daki akarsulardan gelen sanayi atıkları, petrol taşımacılığı ve diğer etmenler, Karadenizde ciddî bir balık sorunuyla karşı karşıya bırakmıştır insanları. Yani, bugün, artık, Karadenizde eskisi kadar balık yok, her gün azalıyor. Sakarya'daki balık halinde, böyle giderse, Ankaralılar, on yıl sonra, çiftlik balıklarından başka balık bulamayacak; bu, bir boyutu.
Şimdi, bu yasaya, sivil toplum örgütlerini ve özellikle çevre örgütlerini mutlaka bir yere koymamız lazım. Yani, devletin sahil güvenlik botuyla falan bu iş olmaz. Bu denizlerimizi asıl koruyacak olan, çevre örgütleridir. Hükümetin, ilgili bakanlığın, ilgili müsteşarlığın, çevre örgütleriyle, bu konuda, çok ciddî bir işbirliği çok gereklidir, kaçınılmazdır; bunu da, özellikle belirtmek istiyorum. Çevre örgütleri, burada hem yaptırım bakımından hem o çevre duyarlılığını, bilincini oluşturmak bakımından hem de denizi kirletenlere karşı toplumsal bir tepki dinamiği yaratmak bakımından, hükümetten daha aktif rol oynayabilirler; böyle düşünüyoruz. Bu yönüyle, bu konuda -yasada istediğimiz, beklediğimiz oranda olmasa bile, her şey yasayla olmaz-
Bakanlığımızın, umuyorum ki, çevre örgütleriyle çok sıkı bir işbirliğine gideceğini umuyorum; acizane de tavsiye ediyorum.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin Karadeniz'le birlikte Ege, Akdeniz ve Marmara, hatta, Van Gölünü bile bu kapsamda düşünmek mümkündür. Bu sorunun mutlaka ve mutlaka çözülmesi gerekir. Grubumuzun sözcülerinin açıkladığı gibi, burada işin önlem boyutu gözden kaçmış ya da gözardı edilmiştir; ancak, çıkarılacak yönetmeliklerle, vesaire önlemlerle ilgili de tedbirler alınabilir.
Şunu da söylemek istiyorum: Önümüzdeki yıllarda göreceksiniz, bu yasaya ek maddeler eklemek ihtiyacı doğacaktır. Kanun yapma tekniği bakımından biraz daha hassas olunabilse, biraz daha geniş ufuklu düşünülebilseydi de, belki, ileride tekrar bu yasaya ek maddeler getirmeyi ortadan kaldıracak hususlar da olmazdı; ama, öyle böyle, bu şekle gelmiş. Kulpsuz bir fincan diye nitelediğim bu yasayı eksik yanlarıyla beraber destekliyoruz; olumlu oy vereceğiz.
Tekrar, Sinop, Alaçam başta olmak üzere, bu zehirli varillerle ilgili hükümetimizden bir cevap, bir müjde beklemekteyiz. Şu anda özellikle Sinop'ta, Samsun-Alaçam'da insanlar bu konuda televizyon ekranına kilitlenmiş durumda. Sayın Bakanım, umuyorum ki, buradan onlara güzel bir haber de verecektir.
Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
ÇEVRE VE ORMAN BAKANININ SAYIN MİLLETVEKİLİMİZE YANITI
BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Altay.
Buyurun Sayın Bakanım.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sinop milletvekili değerli arkadaşımızın Samsun ve Sinop'taki tehlikeli atık taşıyan varillerle alakalı olarak biraz önceki ifadelerine ben de katılıyorum. Şöyle katılıyorum: Bakan olduktan çok kısa bir süre içerisinde, İtalyan Çevre Bakanı, sadece bu varilleri görüşmek için Ankara'ya özel uçağıyla geldi, bir çalışma ziyaretinde bulundu, heyetler karşılıklı olarak oturdu, bu meseleyi görüştü. Kendileri, bize, bu konuda -bizim bakanlıktaki tutanaklarımızda da vardır, Dışişlerinin tutanaklarında da bunlar vardır- son derece olumlu bir tavır içerisinde olduklarını, meseleye, çözüme yakın olduklarını, durduklarını ifade ettiler. Biz, arkasını bırakmadık. Daha sonra, İtalya'nın Montekatini Şehrindeki bir toplantıda Sayın İtalyan Çevre Bakanıyla bir kez daha bir araya geldik. Arkasından, Küba'daki, Havana'daki bir uluslararası toplantıda İtalyan Büyükelçiliğinde bir kez daha bir araya geldik. Sicilya'daki, Katanya'daki yapılan bir uluslararası toplantıda bir kez daha bir araya geldik. Bunların her birisinde, İtalyan Bakana ve İtalyan Heyetine bu atıkların taraflarınca alınmasını ve İtalya'da götürülüp bertaraf edilmesini istediğimizi, Türkiye'de Çevre ve Orman Bakanlığı olarak ve Türkiye kamuoyunun bu beklenti içerisinde olduğunu ifade ettik. Onlar, bize, bu varillerin bir kısmının İtalyan menşeli olmadığını ve bütün varillerin bölgede kuracakları veyahut da kurulmasında bize yardımcı olacakları bir bertaraf tesisinde bertaraf etmeye, bize finansman ve teknik noktada yardımcı olacaklarını ifade ettiler; ancak, bu, uluslararası atık ticaretinde ve atık mafyasının Türkiye topraklarını ve Türkiye denizlerini bir bertaraf yeri olarak görmesinin önünü açacağı için, bunlara biz olumlu cevap vermedik ve kendilerine bu atıkları behemehal almalarını defalarca, ısrarla ifade ettik; ancak, biraz önce kürsüden de ifade ettiğim gibi, Ulla gemisiyle alakalı Cenevre'de yapılan toplantıda Türkiye önemli bir kazanım elde etmiştir; önemli bir yolu açmışızdır. Açılan yol şudur: Nasıl Ulla gemisinin, İskenderun Körfezinden, içerisindeki atığı, atığın sahibi olan şirket çıkarıp atığın menşei olan ülkeye götürecekse, aynı sürecin, çok rahatlıkla, bundan sonra, onsekiz yıldır Sinop'ta ve Samsun'da karada depolanmış olan bu varillerle alakalı işleyeceğini çok rahatlıkla ifade edeyim. Burada, sadece Türkiye'nin imkânlarını, sadece Türkiye'nin Çevre ve Orman Bakanlığının ve Dışişleri Bakanlığının imkânlarını değil, Avrupa Birliğinin ilgili kurumlarının duyarlılığını da arkamıza alarak bu meseleyi çözmek için sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi... Samsun'dan ve Sinop'tan ve Türkiye'nin dört bir tarafından bizi dinleyen, izleyen değerli çevre dostlarına, halkımıza, Engin Beyin vasıtasıyla -vesile oldukları için kendilerine de- teşekkür ediyorum, bu duyarlılıklarına teşekkür ediyorum ve bu duyarlılıktır ki, inanıyorum, Türkiye'nin bu sorunlarını çözmesinde önünü fevkalade açacak ve işimizi kolaylaştıracak.
Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)