NÜKLEER SANTRALE İLİŞKİN
 
( 20 Nisan 2006 - Meclis Konuşması )

Sayın Bakan, Sayın Hükümet; "Sinop'a nükleer santral kuracağız" beyanınız, Sayın Başbakanın beyanı, bir, son derece antidemokratiktir. Bütün gelişmiş ülkelerde, örnek aldığımız ülkelerde -Japonya, Avusturya, İsveç, Almanya, Amerika; bu örnekleri çoğaltmak mümkün- bu kadar hayatî bir konu, halka sormadan, bir dayatmayla, Sinop halkının tepesine indirilemez. Kaldı ki, indiremeyeceksiniz. Sinop halkını, nüfus yoğunluğu düşük diye feda etmeye gücünüz yetmeyecek.

Biz, daha, Çernobil sendromundan, yirmi yıl önce yaşanmış bir facianın sendromundan kurtulamamışken, Karadeniz Bölgesini bütünüyle yeni bir sendroma sokmaya hakkınız yoktur. Şimdi, Sayın Bakan, Türkiye Atom Enerjisi diye bir kurum var; bunun başında da bir zat var. Bu zat, bir kere, ilkokul 5'de öğretmenin önüne açtığı Türkiye haritasını herhalde görmemiş! Bu kadar ayıp, bu kadar incitici bir beyan, böyle bir kurum başkanından nasıl çıkar, anlamak mümkün değil. TAEK Başkanına soruyorlar "efendim, Akkuyu'dan niye vazgeçtiniz?" TAEK Başkanının cevabı: "Efendim, Akkuyu turizm bölgesi, biraz tepki aldık, biz de bir alternatif aradık; daha düşük nüfus yoğunluklu Sinop'u seçtik." O TAEK Başkanına Sinop'u dar ederiz. Böyle bir beyan vermeye hiç kimsenin, hiçbir bürokratın, yöneticinin hakkı yok.
 

Meclis Konuşmasının tamamı için tıklayınız

 

HÜKÜMETİN NÜKLEER SANTRAL POLİTİKALARINA İLİŞKİN BASIN AÇIKLAMASI
 
( 16 Şubat 2006 )

 Son günlerde hükümet yetkilileri tarafından hükümetin enerji politikalarında ciddi bir değişikliğe gidilerek Türkiye’yi ABD ve gelişmiş batı ülkelerinin terk ettiği nükleer enerji santralleriyle donatmayı amaçlayan bir çalışmanın yürütüldüğüne yönelik açıklamalar yaptıklarına tanık oluyoruz.
 Bu çerçevede seçim bölgem Sinop ili nükleer santral kurulacak merkezlerden birisi olarak ifade edilmektedir.

Bu proje Sinop için ve nükleer santral kurulması düşünülen diğer merkezler için SIFIR GÜVENLİKLİ DEV BİR FELAKET PROJESİDİR.

Hükümet, anti demokratik ve gayri çağdaş bir tavır ve tutumla uluslar arası nükleer lobilerin rant tuzağına düşmekte ve çalışmaları kamuoyundan gizli yürüterek çağdaş demokrasilerle örtüşmeyecek bir tutum sergilemektedir.

 Hükümetin nükleer santral almak için temasta bulunduğu Kanada, uzmanlarınca yapılan denetimlerde yetersiz, tehlikeli ve yönetim hatası bulduğu için 7 adet nükleer santralini kapattı. Kendi ülkesinde nükleer santralini kapatan bir ülkeye, AKP hükümeti gelin bize nükleer santral kurun deme gafleti ve basiretsizliği içinde tehlikeli bir maceraya Türkiye’yi götürmek istemektedir.

 AKP HÜKÜMETİ TÜRKİYE ÜZERİNDE TAM 35 YILDIR SALLANAN BOŞ OLTAYA TAKILMIŞ GÖRÜLÜYOR.

 NÜKLEER SANTRALE KARŞILIĞIM SALT MUHALEFET MİLLETVEKİLİ OLMAMDAN KAYNAKLI DEĞİL, SADECE İÇİNDE BULUNDUĞUM İNSAN SEVGİSİ, SİNOP SEVGİSİ VE TÜRKİYE SEVGİSİ İLE DOLU RUH HALİMDENDİR.

 Bir eğitim, kültür ve turizm kenti adayı Türkiye’nin saklı cenneti, yükselen yıldızı Sinop’un ve Sinopluların hayalleri karartılamaz.
 Duyarlı bir insan olarak , bir baba olarak , bir halk temsilcisi olarak hükümeti bu felaket projesinden vazgeçmeye çağırıyorum.
 

Basın açıklamasının tamamı için tıklayınız

 

MİLLİ EĞİTİMİN YASASINA İLİŞKİN
 
( 1 Aralık 2005 - Meclis Konuşması )

 
 
Bugün saat 10.00 itibariyle, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda yeni kurulacak üniversiteleri görüştük. Yaklaşık 6,5-7 saat süren bir ciddî çalışma yapıldı ve maalesef, bu çalışma esnasında bazı iller sevinirken, bazı iller, hak eden birçok il gerçekten büyük bir üzüntü yaşıyor bu saat itibariyle. Seçim bölgem olan Sinop'ta, şu anda AKP İktidarının 15 ili kapsayan tasarıda Sinop'u bu tasarı dışında tutmasını bir türlü kabullenemiyor. Nasıl da kabullensin ki?

 Ancak, gerek kriterler itibariyle gerek YÖK'ün görüşü itibariyle Sinop İlinin, ben, bu 15 il içerisinde mutlaka hakkıyla olduğu kanaatindeyim. Bu konuda ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum; ama, Sinop İline İktidarınızca bir büyük haksızlık yapıldığını düşünüyorum ve Sinop halkının duygularını burada size naklediyorum: Sinopluları üzdünüz, Sinop'u üzdünüz ve bu üzüntü öyle çok çabuk affedilecek türde bir üzüntü değildir.
 
 Değerli arkadaşlar, ben, size, bu kitaptan -bu, Resmî Gazetedir; bunun üstünde daha resmî, yetkili basılmış bir şey de yok- bir şey okuyacağım. 2006 Yılı Programında "ilköğretime geç kayıtlar ve erken terkler, okullaşma oranının artmayışının başlıca sebebi. Hiç okula gitmeyen çocukların yüzde 72,2'sini kız çocukları oluşturuyor" deniliyor. Kim söylüyor; Resmî Gazete söylüyor. Siz ne söylüyorsunuz; bambaşka şeyler; çocuk oradaymış da, buradaymış da…

 Değerli arkadaşlar, her ilçeye, Türkiye'nin 850 ilçesine, güzel, birinci sınıf pankart yazdınız "1 Yılda 1001 Okul" diye; araştırdım, Türkiye'nin her ilçesine de asmışsınız. Şimdi, iyi de, 1 yılda 1001 okul yaptınız. 1001 okul az bir sayı değil. Derslik başına düşen öğrenci sayısı 2003-2004'te 38, 2004-2005'te 37. Yani, nedir, nasıl olmuş, nerede bu 1001 okul?!

 Bana Millî Eğitim Bakanı gelsin, burada, 1001 tane okulu söylesin. Nasıl olmuş, nasıl açılmış ya da bu okulları deprem mi yutmuş?!.

 

1 Aralık 2005 tarihli meclis konuşmasının tamamı için tıklayınız

 

MİLLİ EĞİTİMİN SİSTEMİNİN SORUNLARINA İLİŞKİN
 
( 1 Aralık 2005 - Meclis Konuşması )

 
 Millî Eğitim Bakanlığı istatistikleri 2004-2005 Ankara. Bu, Millî Eğitim Bakanlığımızın yayın organıdır. Hadi, 2006 programı, Resmî Gazetede yanlışlık yapıldı, istatistiğe yazdınız düzelttiniz; Sayın Bakanım, bunu da düzelttirin.

 Biz bu birikmiş sorunları üç yılda çözemezdik diyebilirsiniz; ama, az zamanda çok ve büyük işler yaptık edasında bir şeyler söylerseniz biz de deriz ki, yapmadınız. Yani, muhalefetin iktidarı alkışlaması mı bekleniyor. Demin Sayın Bakar diyor ki: "Yüzde 99'u görmüyorsunuz yüzde 1'i görüyorsunuz." Yahu, ne yüzde 99'u arkadaşlar, Millî Eğitim Bakanlığının kendi kitapçığı işlerin kötü gittiğini söylüyor ne yüzde 99'u.

 Ben diyorum ki, değerli arkadaşlar, bu çatı önemli bir çatıdır. Bu çatı, top sesleri altında görev yapmış bir çatıdır; bir kutsal müessesedir; 70 milyona aittir. Türkiye'yi kamplara bölmeyin. Sizden önce, Türkiye, vatan cephesi kamplaşmasına getirilmişti; bunun bedelini ödedik. Şimdi başka kamplaşmalar var. Buna gerek yok. Bu ülkede yaşayan herkes -inanarak, içtenlikle söylüyorum- kardeştir. Lütfen, uygulamalarınızı bu çerçevede yürütün.
 

1 Aralık 2005 tarihli meclis konuşmasının tamamı için tıklayınız

  

MİLLİ EĞİTİMİN İFLASI RESMİ GAZETEDE YAYIMLANDI
 
( 9 Kasım 2005 - Basın Açıklması )


 2006 Yılı Programı Bakanlar Kurulunca 17.10.2005 tarih ve 2005/9486 sayılı kararla uygulamaya konulmuştur. 02.11.2005 tarih ve 25984 Mükerrer sayılı Resmi Gazetede program yayımlanmıştır.
Türkiye’nin tek resmi ve en güvenilir yayım organı hiç kuşkusuz devletin yayım organı olan Resmi Gazetedir. Bu yayımlanan belge ışığında TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNİN İFLAS ETTİĞİ HÜKÜMET TARAFINDAN BELGELENMİŞTİR:

• Okul öncesi eğitim kademesinde okullaşma oranı 8. Beş Yıllık Kalkınma Planının hedefi olan %25’in çok gerisinde kalmış ve %15.2 olarak gerçekleşmiştir.

• İlköğretim kademesinde okullaşma oranı 2002-2003 eğitim yılında %94.4 iken, 2003-2004 yılında %93.5’e, 2004-2005 eğitim yılında da %93.3ê gerilemiş, düşmüştür. 740 000 çocuk ilköğretimden yararlanmamaktadır. Bir öğretim yılında 110 000 öğrenci okulu terk etmiştir. Zorunlu olan ilköğretim kademesinde devlet görevini yapmamıştır. Oysa zorunlu eğitim görevi anayasal bir görevdir.

• Ortaöğretim 4 yıla çıkarılmış ama okullaşma oranları %72’den %60.8’e düşmüştür.

• Meslek Liseleri bitti, öldü denilmesine rağmen bu okullarda ki okullaşma oranları %19.5’den %22’ye yükselmiştir.
 

Basın açıklamasının tamamı için tıklayınız
 

DOKUNULMAZLIKLAR KALDIRILSIN
( 9 Kasım 2005 - Meclis Konuşması )


 Hatırlayalım, 2002 yılı ekim ayının son haftalarında Sayın Başbakan ile Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı Deniz Baykal bir televizyon programında karşı karşıya geldiler ve Sayın Başbakan, o programda, simit sattığı günlerden bahisle, o günlerden dem vurarak "ben buralardan geldim" diyerek, burayla da bir bağlantı kurarak "beytülmalin hakkını kimseye yedirmeyiz elbette" diyerek Yüce Milletimizin önünde dokunulmazlığın kaldırılmasına yönelik olarak açık taahhütte bulundu.

Bir siyasetçi için sözünde durmaktan, milletine verdiği sözü yerine getirmekten daha büyük bir erdem, daha büyük bir şeref, haysiyet, onur olamaz diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, o günden bu yana aylar ayları, yıllar yılları kovaladı, iktidarınız ve onun Başkanı milletimize ve kamuoyuna verdiği sözü hâlâ yerine getirmiş değildir.

Sizi de, Kurtuluş Savaşında İnebolu'dan Ankara'ya sırtında top mermisi taşıyan analarımız dünyaya getirmiştir.

Lütfen, beytülmale uzanan ellerin kırılmasını, beytülmale takılmış hortumların vanalarının sökülmesini, tarihimize, şanlı milletimizin şerefli geçmişine bir vefa borcu olarak görün ve gelin, bu Parlamento bir şeyi başarsın, bu Parlamento bir ayıptan kurtulsun ve gazeteler "Türkiye'yi hırsızlar yönetiyor" diye başlık atamasın, köşe yazarları "Parlamentoda hırsızlar vardır" diye yorum ve yazı yapamasın.

Sizi tekrar göreve çağırıyor ve sevgiler, saygılar sunuyorum.
 

9 Kasım 2005 tarihli meclis konuşmasının tamamı için tıklayınız

 

ADSL TARİFELERİNE İLİŞKİN
 ( 9 Kasım 2005 - Soru Önergesi)


 İnternet çağımızın en hızlı kütüphanesidir ve bilgiye erişimin çağımızdaki adıdır. Dünyanın her yerinde bu teknolojinin kullanılması teşvik edilmekte ve fiyatlar desteklenir mahiyette ucuz tutulmaktadır. Oysa ülkemizde internet pahalı bir iletişimin adıdır.

ABD’de 1.5 Mbit 30 dolar, İsviçre 512 Kpbs 39 dolar, Almanya 1 Mbit 39 dolar, Hollanda 512 Kpbs 35 dolara erişim sağlarken Trükiye’de 512 Kpbs 73 dolardır. Öte yandan anılan ülkelerin alt yapısı Türkiye’den kıyaslanmayacak derecede gelişmiştir.

Toplumda büyük infial yaratan bu fiyat artışından geri adım atacak mısınız? 
 

Ulaştırma Bakanlığına verilen soru önergesinin tamamı için tıklayınız

 

YÜKSEKÖĞRENİM KREDİLERİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ
 ( 14 Ekim 2005 - Kanun Teklifi )

 
 Mevcut düzenlemelerde, yükseköğretim kademesinin finansmanında yaşanan sorunları, öğrencilere verilen kredilerin geri alımında uygulanan ödeme şekli ve türleri büyük sıkıntılar doğurmaktadır. Sosyal güvenliğe dahil olmayan gençlerden böyle bir geri ödeme talep edilmesi haksızlıktır. Oysa işsizlik Türkiye’nin en temel sorun alanlarından birisidir. Her üç işsizden biri
sinin yükseköğretim mezunu olduğu düşünüldüğünde bu mezun öğrencilere büyük eşitsizlik ve haksızlık yapıldığı görülecektir.Yükseköğretimi bitirmiş, iş bulamamış 21-22 yaşlarındaki gençlerin kredi geri ödeme sürecinde yaşadıkları psikoloji son derece kötüdür.

 Bu kanun teklifiyle, kredi ödemelerinin şekli ve içeriği konularında, gençlerin aileleri ve toplum nezdinde yaşadıkları psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunları bir nebze olsun rahatlatacak bir yaklaşım ele alınmıştır.

 

Kanun teklifinin tamamı için tıklayınız

 

SİNOP-BOYABAT TÜNELLİ GEÇİŞ PROJESİNİN NE ZAMAN TAMAMLANACAK?
 ( 20 Eylül 2005 - Soru Önergesi)

 
 1997 yılında yapımına başlanan Sinop-Boyabat Tünelli Geçiş Projesi, Sinop ilinin sosyo-ekonomik gelişmesi ve kalkınması açısından son derece önemli, hayati bir role sahiptir. Bu projenin tamamlanması Sinop halkının tümünün özlemidir. Proje %70’in üzerinde tamamlanmıştır.

 Sinop-Boyabat Tünelli Geçiş Yolu daha önce söz verdiğiniz üzere 2006 yılında ulaşıma açılacak mıdır?
 

Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN 'a verilen soru önergesinin tamamı için tıklayınız

 

SİNOPTA YAPILMASI DÜŞÜNÜLEN NÜKLEER SANTRAL KONUSU ÜZERİNE
 ( 7 Nisan 2005 - Soru Önergesi)


 19 yıl önceki Çernobil nükleer felaketinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, özellikle seçim bölgem Sinop'ta ve Karadeniz Bölgemizin bütün illerinde ve ilaveten Trakya yöremizde bu felaketin acıları yeni yeni, maalesef, meyvesini veriyor ve neredeyse, her gün, Ankara'dan Sinop'a, kanser vakasından ölen kişinin cenazesini gönderiyoruz. Bakanlığınızın, Sinop İli İnceburun mevkiinde ve Mersin İli Akkuyu mevkiinde bir nükleer santral kurulmasına yönelik bir çalışması, bir hazırlığı var mıdır? Sinop İlinde yürütülen 4 baraj inşaatından sadece Erfelek Karasu Barajının ödeneğinin olması, diğer Boyabat, Saraydüzü, Durağan Barajlarımıza ödenek verilmemesi de, bu nükleer santral için gerekli olan tatlı suyun bu barajdan sağlanacağı yönünde söylentilere yol açmıştır. Sinop halkı, buradan, sizin ağzınızdan Sinop'a nükleer santral yapılmayacağını duymak istiyor. 
 

Sözlü soru önergesi ve yanıtının tamamı için tıklayınız.

 

TÜBİTAK YASASININ 8. MADDESİ ÜZERİNE
 ( 4 Mayıs 2005 - Meclis Konuşması)


 
Bu, çok önemli, her gün önemi daha da anlaşılan, değeri daha da anlaşılan ve her gün daha çok özlenen çok büyük devlet adamı, bakın, bu konuda 70 yıl önce ne söylemiş: "İlim ve sosyal bilim dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda, isterim ki, beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için, isterim ki, siz, kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız bana söyleyin, sosyal bilimlerin güzel ve yapıcı yönlerini gösterin; ben de sizi takip edeyim." Bunu diyen, bu Parlamentonun, bu devletin, cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk. 70 yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bilime, teknolojiye, sosyal bilimlere bakışına bakıyorum; aradan 70 yıl geçtikten sonra, ülkeyi yöneten siyasî iktidarın "bunun parasını ben veriyorum, istediğim gibi şekillendiririm" gibi mantıksız bir anlayış içinde olmasından, doğrusunu isterseniz, hiçbir şey anlamıyorum.

 Dün ben çok garipsedim; AKP Grubu adına bir arkadaşımız çıktı "biz siyasî irade olarak risk alıyorsak, TÜBİTAK'a da müdahale ederiz" dedi. Ne kadar abesle iştigal. Siyasetin bilime müdahale etmesi, sadece ve sadece diktatörlüklerde olur, Nazi Almanyasında olur, Mussolini İtalyasında olur.

 Değerli arkadaşlar, korkarım ki, istenilen yapı değişiklikleriyle birlikte bu böyle geçerse, TÜBİTAK Bilim Kurulumuz deneme, sınama, araştırma yerine istiarelerle bilim üretecektir ve korkarım ki, bu yasa gerçekleşirse, bir gün TÜBİTAK'ın nazarın bilimsel bir gerçekliği olduğunu ispat ve iddia ettiğini de göreceğiz.
 

TÜBİTAK yasasının 8. maddesi üzerine
CHP grubu adına yapılan konuşma metninin tamamı için tıklayınız.

 

TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI
 ( 6 Nisan 2005 - Meclis Konuşması)

         
    Bugün itibariyle tarım kredi kooperatiflerinden kredi kullanan çiftçilerimizin, tarım kredi
kooperatiflerine ödedikleri faiz
yüzde 18'dir; ancak "enflasyonu tek haneli rakamlara düşürdük" diye övünen siyasî iktidarın, Türk çiftçisine yüzde 18'le
-hem de tarım kredi kooperatifi aracılığıyla- faiz vermesi, bunu reva görmesi çok anlamlı değildir, çok sempatik değildir.
 
 


Bakın, 59 uncu Hükümet Acil Eylem Planı, aynen okuyorum: "Çiftçimizin rahatlamasını sağlamak için tedbirler alınacağını, güven ortamı, bütçe disiplini ve harcama reformuyla tasarruf-ların sağlanacağını, öncelikli olarak, mazot gibi kalemlerdeki ağır vergilerin azaltılmasıyla, çiftçi-nin üzerindeki tahammül edilemez yükün - hafifletileceğini taahhüt edi-yoruz" dediniz. Şimdi, bu sizin taahhüdünüz; bu kitap da, sizin taahhüdünüzün iflas belgesi.

2005 yılında da tarım sektöründe 1,7'lik bir gerilemeyi, küçülmeyi siz öngörüyorsunuz. Böylece, cumhuriyet tarihinde tarım sektörü, ilk defa, üç yıl üst üste küçülüyor. Altını çizerek söylüyorum, 60 yıllık süreçte tarım sektörü, ilk defa, aralıksız üç yıl küçülme gösteriyor; bu da, hükümetinizin örnek icraatlarından biridir.

Başbakan "mazota yüzde 40 destek veriyoruz, yetmiyor mu" derken; Sayın Bakan, siz, tam bir hafta sonra "maalesef, gübre ve mazot desteği için bütçeye ödenek ayıramadık, koyamadık" demediniz mi?

Yıl 1931. Bu Parlamentonun da kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tarım kredi kooperatifleriyle ilgili yorumunu, görüşünü şöyle açıklıyor: Köylü, üretim için lazım olan yeterli krediyi en uygun faizle ve malını paraya çevireceği zamana kadar ödemek zorunda kalmadan bulmalıdır. Bu, çok tarihî bir söz, tarım kredi kooperatiflerinin ne yapması lazım geldiğini de bize çok güzel ifade eden bir söz. Hükümetimizi bu konuda dikkate, sayın milletvekillerimizi -iktidarıyla, muhalefetiyle- bu konuda duyarlılığa çağırıyorum.

 
 

Tarım Kredi Kooperatifleri Yasa Tasarısı üzerine
CHP grubu adına yapılan konuşma metninin tamamı için tıklayınız.

 
         
 

ATIL DURUMDAKİ SİNOP RADAR ÜSSÜ TESİSLERİNİN
TURİZM, SAĞLIK, EĞİTİM GİBİ ALANLARDA DEĞERLENDİRİLMESİ

 
    Sinop ilinde 1954 yılında hizmete açılan ve 1993 yılında kapatılan Radar Üssü ve Tesisleri atıl olarak durmaktadır. 350 dönüm alanı olan tesislerde 450 metrekare kapalı alanı ile 1000 kişiyi barındıracak 7 adet yatakhane, 1500 kişiye hizmet verebilecek yemekhane, 1 adet kapalı spor salonu, 2 adet futbol sahası, 1 adet beysbol sahası, 1 adet basketbol sahası, sinema, dispanser, çamaşırhane ve idari binalar mevcuttur. Tesisler 12 yıldır kullanılmamaktadır.     Sinop’un Ada kısmında yer alan ve Türkiye’nin en uç noktası olmasıyla değişik şekillerde hizmet verebilecek olan tesislerin turizm, eğitim, sağlık gibi alanlara açılması düşünülmekte midir?
  Çok amaçlı olarak hizmet vermeye müsait olan tesislerin kullanıma açılmaması nedeniyle, harabeye dönüşmesi muhtemel olan tesislere yönelik olarak yapılan bir çalışma var mıdır?

 
 
 

Milli Savunma Bakanlığına verilen soru önergesinin tamamı için tıklayınız

 
         
 

DENİZ KİRLİLİĞİ YASA TASARISI ÜZERİNE
 

 
Türkiye, onyedi yıldır bir utanç ve skandalı yaşıyor. 1988 yılında, İtalya'dan Romanya'ya, oradan da Karadeniz'e, Karadeniz açıklarına bırakılan zehirli variller utancı, ayıbı halen çözülebilmiş değildir. Ben demiyorum ki, bu, iki yıllık AKP iktidarının ayıbıdır; ama, şunu söylüyorum: Bu, onyedi yıldır ülke olarak yaşadığımız bir ayıptır. Hani bir söz vardır "ormanı bekçi değil sevgi korur" diye, çok doğru; yani, bu artık orman meselesini aştı, bir çevre sorunudur. Deniziyle, karasıyla, nehriyle, gölüyle, dağıyla, yaylasıyla, ovasıyla bir ciddî sorun vardır; dünyanın sorunudur, Türkiye'nin de sorunudur.

Bakanlığımızın, çevre örgütleriyle çok sıkı bir işbirliğine gideceğini umuyorum; acizane de tavsiye ediyorum.

 

Deniz kirliliği yasa tasarısı üzerine grup adına yapılan konuşma metninin ve Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman PEPE nin cevabı için tıklayınız

 
         
 

SİNOP ÜNİVERSİTESİ KURULMALI (KANUN TEKLİFİ)
 

 
  Sinop'un sosyo-kültürel gelişmişliği batı illerini aratmayacak düzeydedir. Üniversitenin kurulup gelişmesi için gerekli olan hoşgörü ortamı, uygun sosyal yapı ve çağdaş yaşam biçimi mevcut olup, asayişi son derece düzgün ve huzurlu bir kenttir.

Sinop ideal bir eğitim ve kültür şehri olma özelliklerine sahiptir. İlimizde bir üniversite kurulması, eğitim ve kültür şehri olma amacına ve bu yöndeki yoğun çabalar açısından son derece önem arz etmektedir. Ayrıca, Sinop sosyal yapısı ve sivil toplum kuruluşlarının eğitime ve özellikle üniversitenin kurulmasına verdiği destekle bunu hak etmektedir.

  Sinop’ta kurulacak üniversiteyle ilin kalkınması eğitim yoluyla sağlanacak ve böylelikle Sinop bir eğitim kenti konumunu alacaktır.

Fiziki ve sosyal alt yapısının mevcut bulunduğu Sinop’ta tarihi, kültürel, coğrafi, sosyal ve ekonomik açısından SİNOP ÜNİVERSİTESİ adı altında bir üniversite kurulması son derece önem arz etmektedir.

Engin ALTAY'ın 53 milletvekilinin imzasıyla vermiş olduğu kanun teklifinin tamamı için tıklayınız.

 
         

 

 

BALIKCILARIMIZIN SORUNLARI
 

 
     
     Aileleri ile birlikte yaklaşık 300.000 yurtdaşımızın yaşadığı sorunları tespit ederek, çözüm yollarının bulunması amacıyla, TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri ve Anayasanın 98. maddesi gereğince kıyı balıkçılığının sorunlarının araştırılması ile ilgili bir meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

TBMM Başkanlığına verilen araştırma önergesinin tamamı için tıklayınız

 
         
   
  
Denizlerimizdeki doğal hayata ve geçimini balıkçılıkla sağlayan ailelerimizin aleyhine olan bu gelişmeyi engellemek için herhangi bir çalışmanız olacak mıdır?

Tarım ve Köyişleri Bakanlığına verilen soru önergesinin tamamı için tıklayınız.

 
         
  Sinop ili Gerze ilçesinde yapılan balıkçı barınağının, yaptığım incelemelerde bir proje hatasından dolayı kullanılamaz halde durumda olduğunu gözlemledim. Geçtiğimiz haftada barınak içerisinde bir balıkçı motorunun battığı bilinmektedir.
Yöre balıkçıları, barınağın bu şekilde işlerine gereği kadar yaramayacağını beyan ve iddia etmektedirler.

Ulaştırma Bakanlığına verilen soru önergesinin tamamı için tıklayınız.
 
   Yapımına 1974 yılında başlanan ve 20 yıl sürerek 2004 yılında hizmete açılan Türkeli Balıkçı Barınağı etkin ve verimli bir şekilde kullanılamamaktadır.
Barınağın ana mendireği ile tali mendireğinin tüm rüzgarlara açık olması, dereağzının sürekli kum ile dolmasına neden olmaktadır. Bu konuyla ilgili Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

Ulaştırma Bakanlığına verilen soru önergesinin tamamı için tıklayınız.